İnsan olmak heyecan, mutluluk ve hayret verici, insan  olmak ürpertici. Kendimizi fark ettiğimiz, benliğimizin farkına vardığımız ilk anlardan itibaren, derinden  derine hissettiğimiz hüzün veren bir “mesafe” söz  konusu sanki. Her şeyle ve herkesle aramızda tarif  edemeyeceğimiz, tam olarak vasıflandıramayacağımız  bir mesafe var. Kalıbımızdan, kabımızdan taşıyoruz,  hakkımızdaki tanımlamalara sığmıyoruz, üzerimizdeki tüm etiketler zamanla soluyor, tüm sıfatlar […]

Devamını Oku

Kapakta annemin çocukluk fotoğrafı yer alıyor. Çok güzel, çok anlamlı bir fotoğraf bu benim için. Norveç’in Bergen şehrinde, arkadaşı Laila ile birlikte -ki hâlâ görüşürler- bebek arabalarıyla güzel bir poz vermişler, soldaki annem. Sene 1958 olsa gerek, ikisinin de gözlerinin içi gülüyor, ikisi de çok tatlı, arka fon derinlikli ve sade, annem henüz 7 yaşında. […]

Devamını Oku

Biz bir zamanlar rüya idik. Bizi rüyası olarak tasarlayanlar, bismillah çekip de hayatın üzerine yürümeseler ne şu topraklar, ne şu ezan sesleri ve ne de şu kimliğimiz olacaktı. Şimdi sıra bizdedir. Uyanıp rüya görme vaktimiz gelmiştir. Biz zor zamanlarda hayatın gailesine yenilenlerin değil, hayatı rüyasına uyduranların çocuklarıyız. Biz rüya görmezsek olmaz. Rüyamız, boyumuzu, cüssemizi, çapımızı […]

Devamını Oku

Mehmet Dinç – Bırakma Kendini

İnsanız. Ten kafesinde yaşıyoruz. Bilinmezliklerle dolu bir hayatta var olmaya çalışıyoruz. Bedenimiz zayıf, algımız kısıtlı, güçlerimiz sınırlı. Bazen yorgun, bazen bıkkın, bazen sıkılgan oluyoruz. Bazen alıngan, bazen kırılgan, bazen de somurtkan oluyoruz. Bugün havanın nasıl olacağını, kiminle karşılaşacağımızı, neler yaşayacağımızı kontrol edemiyoruz. Bazen öyle oluyor ki ne yapacağımızı, ne hissedeceğimizi, ne düşüneceğimizi bile kontrol edemiyoruz. […]

Devamını Oku